Tetristeki Uzun Çubuk: Sayı 030 - Kaytaranlar
İşi bileceksin işe gitmeyeceksin diyenler ve bu kişilerden gına gelenler. Tam sizlik bir bölüm.
Bu hafta ortağı olduğum Pavones Psikoloji’nin işleriyle koşturduğum için danışmanlığını yaptığım diğer şirketler ve eğitimlerde istediğim verimi alamadım. (Dikkat ettiyseniz yalandan “şöyle iyi,böyle süper” cümleleri yok. Neysek oyuz.) Ama bülteni atlamıyorum, okuduklarınıza ve paylaşımlarınıza oldukça özen gösteriyorum. Bu sebeple bana mesaj atmak isterseniz lütfen çekinmeyin. Yorum yapın, en azından bir kalbe tıklayın.
Ayrıca şu an okuyacağınız bültendeki değerli bilgileri ve daha fazlasını da 3.sezonuyla 21.Şubat’ta yayınlanacak olan Birer Nexus Alır Mıyız?! podcastte dinleyebileceksiniz. Eveeeeetttt podcastimiz 3.sezonuyla sizlerle. Yine 10 bölüm tasarlandı, yine Tolgacan’ın harika ses tasarımlarıyla bezendi ve yine Poddict kalitesiyle sizlerle. İlk 2 sezonu da şöyle aşağıya bırakayım. (Rasgele seçtim ama en sevdiğim bölümlerden biri geldi.)
Onları hepimiz tanıyoruz. (Bazı anlarda biz de onlardan biriyiz ama merak etmeyin sırrınız bende güvende) İş yapmak için yola çıkıp bir türlü iş yapmayan o sahipsiz ruhlar. Bu sayının konusu “Kaytaranlar”
İnsan neden kaytarır ki?! Aklım hayalim almıyor. Bir iş var ve kimse o işi yapmaya yeltenmiyor. Çünkü esasında olumsuzdan çok korkuyoruz. Beynimiz, potansiyel bir başarıyı kutlamak yerine, ortaya çıkabilecek tek bir hataya odaklanarak savunma moduna geçmeyi daha güvenli bulur. Buna Olumsuzluk Yanılgısı adı veriliyor. İyileri göremeyip kötülere odaklanmak. Halbuki hayat bu kadar zor mu gerçekten?! Linkini verdiğim makalede olumsuzluk yanılgısından kurtulmak için 3 yol paylaşılıyor;
Farkındalık: Olumsuz bir düşünceye saplandığınızda bunu fark edip bir “gözlemci” gibi izlemek.
Olumluya Odaklanma: İyi bir an yaşandığında, o anın tadını çıkarmak için bilinçli olarak 20-30 saniye boyunca o duyguya tutunmak (beynin bunu kaydetmesi için süreye ihtiyacı var)
Yeniden Çerçeveleme: Olumsuz bir durumu “felaket” olarak değil, bir öğrenme fırsatı veya sadece geçici bir veri olarak görmek.
Ayrıca bu korkular Amigdala Kaçırılması (Amigdala Hijack) denilen ve Daniel Goleman’ın bahsettiği bir tür donma eylemine de yol açıyor. Toplantılarda ne söyleyeceğimize karar veremeyip önümüze baktığımız ve sinirden, utançtan, panikten kulaklarımızın çınladığı o anlar size verebileceğim bazı örnekler. Küçükken babamdan fırça yerken halıya bakardım. Halı motifleri en büyük kurtarıcılarımdı. Amigdalamız (beynimizdeki korku, kaygı, öfke ve endişe gibi duygu alanlarını yöneten bölge) kontrolü ele geçirdiğinde işe yarayan bir taktik olabilir. Bir cisme odaklanabiliriz. Odaklandığımızda da şimdiki zamana yani kendimize gelebiliriz. Nefesimizi saymak ya da kalp atışımızı duymaya çalışmak da diğer yöntemlerden bazıları. Mindfulness tayfa envai çeşidini biliyor.
Tamam, anladık çok insani bir durum. Ve fakat ben ne yapacağım diyorsanız, TA DAAAAA;
Kaytaran İş Arkadaşlarınıza Karşı Kendinizi Savunma Kılavuzu
Kaytaran bireyler sadece işi geciktirmiyor. Sanki benliğimizi erozyona uğratıyorlar. Başkalarına gösterdiğimiz özeni kendimize gösterebilmek için bir nebze sınıra ihtiyacımız var. Sınırımızı çizerken de iletişim yeteneklerimizi duruma göre şekillendirerek ilerleyebiliriz.
Nasıl mı? Buyurun biraz da reçetecilik;
Hayır diyebiliriz. Sadece konuya odaklanarak tarafsız şekilde, sebebini açıklayarak “hayır” diyebiliriz. Ancak küçük bir tüyo; açıklamalarınızı dinozorlar neden yok oldu sorusundan başlatmamak önemli. Fazla bilginin kimseye bir yararı yok.
Yazılı iletişim candır. Nedenini tam olarak çözemediğim şekilde yazılı iletişimden uzak duruyoruz. Halbuki söz uçar yazı kalır. Tabii ki size iş arkadaşınıza mail atın üstüne Orta Doğu ve Balkanlar’daki tüm yöneticileri de ekleyin demiyorum. İş notu olsun diye yazışmalar her zaman hayat kurtarır. Yazılı iletişim nasıl yapılır diyorsanız, aşağıya bir de video bırakayım.
Sorumluluklarınızı iyi bilin. Canımızı en çok acıtan konular biraz da başkalarının yüklerini taşıdığımız hissidir. (Ne olacak ya, elime mi yapışacak diye düşünürsünüz ama pek de öyle olmaz değil mi?!-Bu sırrınız da ben de güvende.) O halde işin sorumluluklarını ve çerçevesini çizmek harika bir yetkinlik olarak hayatımızda daha çok yer bulmalı. Sadece küçük bir önerim olacak; “bu benim işim değil” cümlesi iş yaşamında sevilen bir cümle değil. Onun yerine “benim işim ……, bu alana kayarsam hem senin işine müdahil olacak hem de kendi alanımı boş bırakmış olacağım, nasıl ilerleyelim?!” gibi cümlelerle açıklamak daha yapıcı.
CRM kullanımı ve Şeffaflık olmazsa olmazlardandır. Herkes kendi işini en zor, kendi emeğini en yüce, kendi eforunu en yorucu olarak tanımlama eğilimindedir. Kimse yoğurdum ekşi demez. O halde işin büyüklüğünü, emeğin yoğunluğunu nasıl ölçeceğiz?! Tabii ki modern iş dünyasında kullanılan OKR (hedef ve anahtar sonuçlar) ve KPI (anahtar performans göstergeleri) gibi yöntemlere başvuracağız. Bunun için de sistem kurmak gerekir. Sistemsiz olmaz. Olur sanabilirsiniz. Lütfen deneyin. Olmadığını gördüğünüzde de şu cümleyi hatırlayın: Sistemsiz olmaz.
Bölümü kapatırken aşağıdaki videoya bir göz atmanızı isterim. Şahsen bu tarz yaklaşımlardan ziyadesiyle nefret ederim. Başarılı insanların başarılarının ardında sadece davranış paternleri yoktur. Bir sürü farklı bileşen içerir başarı dediğimiz konsept. Hatta %100 bilinçle yapılabilecek bir şey değildir. Gayret ve şevk varsa, çevre ve zaman müsaitse, tanıdıklarınızın itici gücü yerindeyse, ülkenin ve dünyanın işinize yaklaşımı hazırsa, gezegenler hizalıysa vs.vs. (sonuncusunda ciddi miydin diyorsanız bültenin başında paylaştığım podcast bölümünü dinleyin) Ama aşağıdaki videoda özellikle sınır çizme ve hedefe odaklanma konusunda güçlü söylemler var. İzleyip kendinize en yakın hissettiğiniz bölümleri alın lütfen.
Bir sonraki sayıda görüşmek üzere…





Yazılı iletişime bazen müşteriler bile yanaşmıyor, kafayı yiyorum. Abi sen benden bir istekte bulunduysan bunu yazılı olarak yapman benim için daha bağlayıcı olmaz mı, senin avantajına olmaz mı yazmak? Sonra "Bunu konuşmuştuk ya?" "Hani?" diye müzakere masasına oturuyoruz hep.
(O değil de TUÇ bülteni serisi neden üç haneli, neden 030? Dokuz yüz doksan dokuzuncu sayıdan sonra bırakacak mısın bizi?)